Sağlık Önce Gelir

Şeker hastası olup olmadığınızı anlayabilirsiniz

12/12/2008 · Kategori: Seker Hastaligi

Günümüzde şeker hastalığına oldukça sık rastlıyoruz. Kaldı ki bu günlerde bir şeker hastalığı salgınından söz ediliyor.

O kadar korkmayın, bu o bildiğiniz bulaşıcı hastalık falan değil ama konunun ne boyutlara ulaştığını çok güzel vurgulayan bir yakıştırma.

Aramızdaki şeker hastası sayısı belli. Bir o kadar da teşhiş edilmemiş olanlar bulunduğunu düşünürseniz, durumun ciddiyetini görürsünüz. Her hastalıkta olduğu gibi erken teşhisin önemi burada da çok büyük. Durum böyle iken ‘Acaba ben bir şeker hastası mıyım?’ diye sormaz mı insan.

Önce bir düşünün. Şöyle eskilere bir dönün. Annenizde, babanızda, onların akrabalarında şeker hastası olan var mıydı? İleri yaşta olanlar anne ve babasının ani ölümlerinin neden olduğunu genellikle bilmiyorlar. Bazıları ise ‘Benim ailemde diabet yok’ deyip cümleyi şöyle sonlandırıyorlar: ‘Babama 75 yaşında ‘şeker hastasısın’ dendi ama diyetle düzeldi, ilaç filan kullanmadı. Onunkisi yaşlılık şekeriydi’ Bazısı da ‘Annemin gizli şekeri var dendi ama şekeri hep normaldi ve hiçbir tedavi görmedi’ diye anlatıyor.

KENDİMİZDEN NE ZAMAN ŞÜPHELENMELİYİZ?

Bütün bu örnekler, anlatan kişiler kondurmak istemese de, ailede şeker hastalığının bulunduğunun bir göstergesi. Ailenizde bu tür örnekler varsa açlık kan şekerinize baktırın.

Epeyce iştahınız var ama yine de kilo veriyorsunuz veya birkaç gündür bulanık görmeye başladınız. Açlık kan şekerinize baktırın.

Kendinizi bildiniz bileli fazla kilolarınız var. Şişmanlık, şeker hastalığı riskini artırdığına göre açlık kan şekerinize baktırın.

Yaşınız 40′ı geçmiş, yüksek tansiyonunuz var, kandaki yağlar (kolesterol, trigliserid) yüksek ve bununla birlikte kalbinizi besleyen damarlarda daralma olduğunu öğrendiğiniz. Daha ne bekliyorsunuz? ‘Acaba şeker hastalığım var mı?’ diye kendinize ve doktorunuza sorsanıza.

Tosuncuk da denen iri bir bebek dünyaya getirdiyseniz bunun nedeni belki de gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığınızdı. Gebelikte veya doğum sonrası araştırılmadıysa açlık şekerinize baktırın.

Birkaç yıldır ayaklarınızda uyuşma, karıncalanma veya yanma var. Özellikle de geceleri şiddetleniyor ve sizi uyutmuyor. Öyleyse ne bekliyorsunuz?

Çoğu insan şeker hastasının yaralarının geç iyileştiğini bilir ve kimi zaman da ‘Hayret, yaralarım da çabuk iyileşir. Bu şeker hastalığı da nereden çıktı?’ diye hayıflanır. Durum böyle durumlarda da açlık kan şekerinizi ölçürün.

Açlık kan şekerinize ( 8 - 10 saatlik bir açlık dönemi sonrası kahvaltı öncesi kan şekeri düzeyi) baktırdınız ve 110 mg / dl’nin üstünde bulduysanız doktorunuzla görüşün.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Açlığa dayanamama şeker olabilir

12/12/2008 · Kategori: Seker Hastaligi

Uzmanlar uyardı: Açlığa tahammülsüzlük ve kilo alma gizli şeker hastalığının belirtisi olabilir.

Gizli şeker hastası olanların sık acıktıklarını, acıktıklarında fenalaşma hissi yaşadıklarını, yemeklerini hızlı yediklerini ve yemekten sonra uykusuzluk ve yorgunluk yaşadıklarını belirten Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, bu belirtiler yanında açlığa tahammülsüzlük ve kilo alma belirtilerinin üzerinde önemle durulması gerektiğine dikkati çekti.

Prof. Dr. Temel Yılmaz, Türkiye’deki 5 milyon şeker hastasından 2,5 milyonunun gizli şeker hastası olduğunu söyledi. 15-20 yıl süreyle ciddi bir belirti vermeden ilerleyebilen gizli şeker hastalığının ileri aşamada kişinin tip-2 diyabet hastası olmasına neden olduğunu vurgulayan Yılmaz, şöyle konuştu:
“Gizli şeker hastaları diyabetli olmaya aday kişilerdir. Ama gizli şeker hastalığının erken teşhisi halinde kişinin diyabet hastası olmasının önüne geçilebiliyor ya da kişinin diyabet hastası olması geciktirilebiliyor. Bir başka deyişle gizli şeker hastası olduğunu bilenler, yaşam tarzlarında ve beslenme alışkanlıklarında değişiklikler yaparak tip-2 diyabet hastası olmaktan kendilerini kurtarabiliyor.”

Gizli şeker hastası olanların sık acıktıklarını, acıktıklarında fenalaşma hissi yaşadıklarını, yemeklerini hızlı yediklerini ve yemekten sonra uykusuzluk ve yorgunluk yaşadıklarını belirten Yılmaz, bu belirtiler yanında açlığa tahammülsüzlük ve kilo alma belirtilerinin üzerinde önemle durulması gerektiğine dikkati çekti.

Yılmaz, açlığa tahammül edemeyen ve sık aralıklarla bir şeyler yeme ihtiyacı duyan kişiler için “iştahı yerinde” denildiğini ama bunun kişinin sağlıklı olduğu anlamına gelmediğini vurgulayarak, şunları anlattı:
“Gizli şeker hastalığı vücuttaki insülin hormonu salgısında bozukluğa neden oluyor, bu bozukluk nedeniyle hastanın öğün aralıkları kısalıyor, hasta açlığa dayanamadığı için sık sık bir şeyler yeme ihtiyacı hissediyor. Normal insanlarda öğün aralığı 4.5-5 saat iken gizli şeker hastalarında öğün aralığı 2.5 saate kadar düşebiliyor. Yani kişi iştahının yerinde olması dolayısıyla değil gizli şeker hastası olduğu için açlığa tahammül edemiyor ve sık aralıklarla besleniyor.”

Gizli şeker hastasının aç iken kan şekerin normal düzeyde, tok iken ölçüm yapıldığında ise kan şekerinin normalin üzerinde olduğunu belirten Yılmaz, pek çok gizli şeker hastasının, aç iken yaptırdığı ölçümde kan şekerinin normal çıkması nedeniyle bir sağlık sorunu olmadığı yanılgısına düşebildiğini belirtti.

Yılmaz, “Bu kişilerin gizli şeker hastası olduğu genellikle şeker yükleme testi sonrasında ortaya çıkıyor. Bu teşhisin yapılabilmesi halinde gizli şeker hastalığının ilerleyerek kişiyi tip-2 diyabet hastası yapmasının önüne geçilebiliyor ya da aradaki zaman geciktirilebiliyor” diye konuştu.

Yılmaz, yaşam kalitesini düşüren ve ciddi organ kayıplarına neden olan diyabet ile mücadelede gizli şeker hastalığının erken teşhis edilmesinin, erken teşhis için de toplumun diyabet konusunda bilinçlendirilmesinin çok önemli olduğunu kaydetti.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Şeker hastalığının sebebi nedir ?

12/12/2008 · Kategori: Seker Hastaligi

Yaygın bir görüş olarak, şeker hastalığının her iki türünün de kalıtımsal, yani doğumsal olduğu kabul edilmektedir. Tip I, insüline bağımlı şeker hastalığında genetik olarak yatkınlığın yanı sıra hastalığa yol açan bir et­men olmalıdır. Bunlar içinde en sık olanları:
-Bir tür viral enfeksiyon
-Çevresel faktörler
-Stres
-Yaşanılan yer’dir. (Örneğin şeker hasta­lığı en çok Avrapa’da görülmektedir.)

Tip II, insüline bağımlı olmayan şeker hastalığında hastaların % 80′i aşırı kiloludur ve şişmanlık insülin direncini arttırır.
Yine stres, yaşam tarzı, yaş da hastalığın ortaya çıkışında önemli etmenlerdir.
Tip II Diyabette, çoğu vakada genetik bir bağlantı vardır.
Ailede birisinin hastalığa daha önce yaka­lanmış olma ihtimali yüksektir.

Tip I ve II de tedavi yaklaşımı nasıldır ?
Tip I, yani insüline bağımlı diyabette te­davi stratejisi, insüline dayalıdır.
Yani vücutta hiç olmayan insülini dışarı­dan vermek gerekmektedir.
Şu an itibariyle insülini enjeksiyon yoluy­la verebiliyoruz. İleride belki başka yollar uy­gulamaya girebilir. Şu an geçerli insülin reji­mi, yemeklerden önce yapılan kısa etkili in­sülin (3 öğün) ve gece yatmadan önce uygu­lanacak uzun etkili insülinden oluşmaktadır.

Tip II, yani insüline tam bağımlı olmayan diyabette tedavinin en önemli kısmı diyet ol­maktadır. Diyete özen gösterilmezse tedavi etkili olmaz. Bu nedenle:
- Kilo kontrol altında tutulmalı,
- Şeker ve makromoleküllü karbonhidratlardan elden geldiğince kaçınılmalı,
- Doymuş yağdan zengin besinler kısıt­lanmak,
- Proteinler, alınan toplam kalorinin %15′ini geçmemelidir.

Tek başına diyetle kan şekeri düşürülemeyen hastalarda, oral antidiyabetik ilaçlar kullanılır. Bunlarda en yaygın kullanılan, sülfonilüre ve metformin grubu ilaçlardır. (Metformin gru­bu ilaçlar, karaciğerin açlık döneminde saldı­ğı şeker miktarını azaltırlar. Sonuç olarak kan dolaşımından hücrelere şeker geçişi için daha az insüline ihtiyaç duyulur.)

Doktorlar artık şeker haplarının yeter­li olmadığım, insüline geçmem gerektiği­ni söylüyorlar. Ben de insüline alışmak is­temiyorum. İnsülin kullanmasam olur mu ?
Öncelikle alışmak istemediğinizi söyledi­ğiniz insülin, insanlar için hayati bir hor­mon. Eğer vücudunuzda hiç yoksa, yapıla­cak tek şey, onu dışarıdan vermek olacaktır.

Kaldı ki insülin, insanın yabancı olmadığı, normalde kendisinde olan bir hormondur. O nedenle erişkin tip diyabeti olan bir hasta, kabaca ortalama 10 sene oral antidiyabetikle tedavi olduktan sonra, şeker haplarının etki­siz kalması sonucu, insüline geçmek zorun­da kalacaktır.

Fazla kilolu, şeker hapları kullanan diya­bet hastasıyım. Şekerimi en iyi şekilde kontrol edebilmem için, ne gibi önerilerde bulunursunuz ?
Şeker hastalığında genel kural, kendi ken­dini tedavi edebilmektir. Kendi kendini te­davinin de püf noktası, sağlığınızı koru­mak için yaşamınızda bazı değişiklikler yap­maya gerçekten istekli olmaktır.
Şeker kontrolünü, en iyi şekilde yapmanı­za yardımcı olacak bir çok doğal yöntem var­dır. Bunları aşağıdaki başlıklar altında sırala­yabiliriz:
-DİYET
-EGZERSİZ
-STRES KONTROLÜ
Bu görüşler ışığında, sizlere dengeli bir diyet ve egzersiz yapmanızı tavsiye ederim. İnsüline bağımlı olmayan şeker hastalarının çoğu, fazla kilolu olduğu için, insülinin vücutta aktif olarak kullanılması zorlaşır.

Bu yüzden ideal kiloya ulaşılması; sadece şeker hastalığının kontrolü için değil, aynı zamanda gelecekteki komplikasyonları geciktirmesi bakımından da önemlidir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Şeker hastalarının diyeti nasıl olmalıdır ?

12/12/2008 · Kategori: Seker Hastaligi

Diyet, şeker hastalarında tedavinin en önemli kısmıdır. Çünkü şeker hastası elinde­ki insülin rezervini, en iyi ve en uzun değer­lendirmelidir. Eskiden klasik diyabetik diyeti adı altında hasta bir nevi açlık grevine zorlanırdı.

Şimdiki anlayışa göre, diyabetik hastalar, kahvaltı dahil günde üç ana öğün ve 2-3 kez de ara öğün yemek; her sağlıklı kişi gibi yaşam için gerekli çeşitli besinleri almak zo­rundadır.
Bunun için bol taze sebze ve meyve ile birlikte yağsız et (özellikle tavuk, balık) ve doymuş yağ oranı düşük besinler yemeyi tercih edin.

- Yağ oranı azaltılmış süt için.

- Haftada en fazla 3-4 yumurta yiyin.

- Sosis, hamburger, pata­tes dahil her türlü kızartmalardan, kremalı pasta­dan, kaşar peynirinden uzak durun.

- Yemeklerde zeytinyağı, ayçiçek yağı ya da mısır özü yağı kullanın.

Ancak yağlı yiyecekler, kalori değeri yük­sek olduğundan, kilo almamak için fazla tü­ketilmemelidir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Kilo vermede başarının sırları nelerdir ?

12/12/2008 · Kategori: Seker Hastaligi

Her gün aldığınız toplam kalori miktarı­na dikkat ettiğiniz müddetçe kilo vermeye çalışan çoğu insana göre bir adım daha ön­desiniz demektir.

Kilo vermenize yardımcı olabilmek amacı ile, bir diyetisyen, size günlük kalori hedefi­nizi belirlemede yardımcı olabilir. Sizin kilo­nuzu, cinsiyetinizi, aktivite düzeyinizi, yaşı­nızı, boyunuzu ve sağlık durumunuzu bir bütün olarak gözden geçirmek suretiyle bu hedefi belirler.

Eğer kadınsanız, 125 kilodan daha hafif-seniz kalori ihtiyacınız gün başına 1200-1400 kalori değer aralığının içindedir.

Eğer erkek iseniz 115 kg’dan daha zayıf­sanız günlük hedefiniz 1400-1600 kalori arasında olabilir.

Çoğu birey için, basit anlamda tükettikleri birkaç porsiyon yağ, süt ürünü ya da eti da­ha az kalorili meyve­ler, sebzeler ve tahıl­larla değiştirmek kalo­ri hedeflerine ulaşma açısından yeterlidir.
Ufak değişiklikler de yapılabilir. Örneğin tam yağlı sütten yağsız süte geçmek ile bir bardakta 60 kalori azaltmış olursunuz.

Eğer her gün bir bardak süt içiyorsanız, haftada 420 kalori anlamına gelecektir. Ka­lori hedefinizin daha altında yemek genellik­le tavsiye edilmez.

Günlük size yetecek derecede yemek ye­memiş olursunuz ve de bir müddet sonra tekrar acıkırsınız.
1200-1400 kaloriden daha az yemek ye­mek de sağlıklı olmak için ihtiyacınız olan belirli besin öğelerinden almanızı zorlaştıra­caktır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Sağlıklı olarak nasıl kilo verebilirim ?

12/12/2008 · Kategori: Seker Hastaligi

Tahmin edebileceğiniz üzere kilo vermek son derece güç olabilir.
Fakat bizler pozitif bir düşünce tarzı ve doğru tavsiyelerle bu zorluğun aşılabileceği fikrindeyiz.

Kararında yemek ve aktif olmaya devam etmek ba­şarılı kilo ver­mekte, 2 anahtar bileşendir.
Fakat bunları uygulamaya koymak, göründüğünden daha zor olabilir.

Toplumumuz kilo vermenin değil de kilo almanın kolaylaştırıldığı bir şekilde kurul­muştur.
Arabalarda gidiyor, asansör kullanıyor, işleri kolaylaştırıcı bir dizi aletten faydalanıyor ve televizyon ile bilgisayarlarımız karşısında saatlerimizi harcıyoruz.

Çevremiz de bolca yüksek kalorili gıda maddesi bulunmakta ve yağlı yiyeceklerin tatları da çok güzel.
Bizleri yemeğe zorlayan reklam amaçlı mesajlar ta­rafından bombardımana tutuluyoruz ki; bunların büyük bir kısmında iri porsiyonlar da, standartmış gibi gösteriliyor.
Kilo vermek için, bunlara karşı direnmeli­siniz.

Kişisel alışkanlıklarınızı değiştirmeye gö­nüllü olmalısınız.
Ne yazık ki bu konuda size yardımcı ola­bilecek sihirli bir değnek ya da çabuk bir yol bulunmamakta.
Diyet destek ürünleri veya diğer diyet planlan hakkında ne kadar çok şey duyarsa­nız duyun, insan vücudu var olan kanunlara karşı gelemez. Yani kilo vermek için aldığı­nızdan daha fazlasını harcamaksınız ki, bu da daha az kalori almak ve daha fazlasını kaybetmek anlamına geliyor.

Size hiç kimse zorla kilo verdiremez. Hat­ta başkalarından gelecek olan baskı, işleri daha da zor bir hale sokar.
Kilo vermek için kendiniz motive olmalı­sınız. Ancak bu şekilde başarılı olur ve kalıcı bir neticeye ulaşırsınız.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Şeker hastalığınız gizli olabilir

12/12/2008 · Kategori: Seker Hastaligi

Sadece açlık kan şekerine bakıldığı zaman gözden kaçabilen diyabetin, tokluk kan şe­keri ölçümüyle yakalanabildiğim söyleyen İs­tanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Diyabet Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ şu açıklamaları da sözlerine ilave etti:

“Ancak açlık kan şekeri hem halk arasında çok iyi bilinirken, tokluk kan şekerinin öne­mi ve taşıdığı riskler halk tarafından pek faz­la bilinmiyor. Bu nedenle öğünlerden sonra ortaya çıkan “tokluk kan şekeri” yükselmele­ri özellikle Ramazan ayında gizli bir tehdit oluşturuyor. Çünkü diyabet hastalığında beslenme biçimi çok büyük bir önem taşı­yor. Diyabetli olanların 3 ana ve 3 ara öğün olarak beslenmesi yani sık sık ye­mek yemesi gerekiyor. Oysa Ramazan’da bu beslenme şeklinin tam tersi uygulandı­ğından diyabetikler için büyük bir risk orta­ya çıkıyor. Diyabet hastası olanlar, oruç tutarken, tedavide olması gerekenin aksine akşama kadar aç kalıyorlar ve şekerleri düşü­yor. İftarda yenen yemeklerle de fazla mik­tarda glikoz kaynağı vücuda girdiği için, şe­ker normal düzeyinin çok üstüne çıkıyor.”

Diyabet tedavisinde vücuda çok fazla şe­ker kaynağı sokma­mak ve pankreası zor durumda bırak­mamak gerekiyor. Normal zamanda besinlerin içeriğine dikkat edilmezse, yemeklerde alınan karbonhidratlar sin­dirilerek şekere dönüşüyor.

Öğünlerde yenen karbonhidrat miktarları dengeli olmalı, sofra şekerinden uzak durul­malı ve yemeklerdeki yağ oranı da önerilen miktarı aşmamalıdır.

Glikoz olması gerekenden fazla olunca yaklaşık iki-üç saat sonra kanda insülinin yükseldiğini belirten Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ: “Fazla insülin de tansiyona, aşırı kilo alımına, kan yağlarının yükselmesine yol aça­biliyor ve damar sertliğini hızlandırabiliyor. Kalp hastalıklarının ortaya çıkma ihtimali çok yüksek olan Tip 2 diyabetlilerde ise kalp damar hastalıkları genellikle belirti vermiyor. Yenilen fazla miktarda yemeğe bağlı olarak iftardan sonra ortaya çıkan kalp krizi ve tan­siyon yükselmesine ise, şeker hastalarında daha sık rastlanıyor” dedi.

Bu nedenle şeker hastalarının oruç tut­malarının sakıncalı olduğuna dikkat çeken Karşıdağ, açlık kan şekerine bakıldığı halde sağlıklı çıkanları da, mutlaka tokluk kan şeke­rini ölçtürmeleri konusunda uyarıyor.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Şeker düzeyinizi kendiniz ölçün

12/12/2008 · Kategori: Seker Hastaligi

Şeker hastalığının tedavisinde kan şekeri düzeyinin kontrol edilmesi oldukça önemli­dir. Kendi kendinize kan glikoz düzeyini /ölçme, şeker hastalığını kontrol altında tut­mak için beslenmenizde, ilaçlarınızda ve eg­zersizinizde yeni düzenlemeler yapıp yapma­manız gerektiğini belirlemenin bir yoludur.

Glikoz düzeylerinin ölçümü, insülin kullananlarda olduğu gibi ağızdan ilaç kullanan hastalarda da önemlidir.
Hamile veya kan şekeri dengesiz olan (unstable) şeker hastalarının, günde birkaç kez kan glikoz düzeylerini ölçmeleri uygun olur.

Genelde hem idrar hem de kan testleri ye­meklerden ve yatmadan önce yapılmalıdır. Bu dönemlerde glikoz düzeyleri normale daha yakındır. Ayrıca doktorunuz son 6-8 haftada kan şekerinizi ne kadar kontrol ede­bildiğinizi belirlemek için özel bir test (glikolize hemoglobin testi) yaptırabilir.

Her ölçümün sonucunu dikkatle kaydedin: Bu sonuçlar doktorunuzun, tedavi programının etkili olup olmadığını ve ilaçlar, beslenme ve egzersiz programında değişiklik gerekip gerekmediğini belirlemesinde yar­dımcı olacaktır.

Doktorunuz hangi tip testin (kan veya idrar) si­zin için uygun olacağı konusunda önerilerde bulunacak ve testi ne za­man ve nasıl yapacağını­zı ve kaç kez yapmanız gerektiğini belirlemede yardımcı olacaktır.

İdrar Testleri
Bu tür testlerin kullanımı oldukça kolay, kullanışlı ve ucuzdur. Bununla birlikte bu testlerin kullanımı insüline bağımlı olmayan şeker hastaları ve kan glikoz düzeyleri çok yüksek ya da çok düşük olmayan hastalarla sınırlıdır.
Piyasada birçok idrar testi bulunmaktadır; glikoz düzeyini belirlemek için bazılarında kimyasal işlem görmüş çubuklar kullanılır­ken, bazılarında da tabletler kullanılır.
Her ikisi de idrarla temas ettiğinde renk değiştirir.
Renkteki değişikliğin derecesi idrardaki glikoz miktarını gösterir ve kandaki glikoz miktarını da dolaylı olarak yansıtır.
İdrardaki aseton ve diğer ketonları ölçen testler de bulunmaktadır.

Kan Testleri
Kan testleri doğrudan ölçüm sağlar, ancak id­rar testlerinden daha pa­halı ve daha zor kullanı­lırlar, Bununla birlikte bebeklerde ve ergenlik dönemindeki şeker hastalarında, insüline bağımlı şeker hastaları veya böbrek hastaların­da ve hamile şeker hastalarında kan testi da­ha uygundur.

Kan testlerinin çeşitli tipleri vardır. Genellikle hepsinde parmak ucundan alman bir kan damlası kimyasal işlem görmüş bir çubuğa damlatılır. Bu tür testleri yaparken doktorunuzun ve kullanma kılavuzunun önerilerine uyun.
Egzersiz öncesi ve sonrasında kan glikoz düzeyinin ölçülmesi önemli olabilir. Glikoz düzeyini egzersiz öncesi, egzersiz sırasında ve sonrasında ve ayrıca ilaç ve yiyecek alarak antrenmandan önce ve sonra kaydederek, egzersizin şeker hastalığının seyrine etkisi konusunda daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Türkiye’de 5 milyon diyabetli var

12/12/2008 · Kategori: Seker Hastaligi

Türkiye’de 2 milyon 600 bin şeker, 2 milyon 400 bin de gizli şeker hastası var. Türki­ye Diyabet Epidemiyoloji Çalışması sonuçla­rına göre; 20 yaş üstü diyabet oranının yüz­de 7.2 olduğu ve bunların yüzde 32’sinin di­yabetli olduklarını bilmedikleri ortaya çıktı.

Uzmanlar, tip 2 diya­bet tanısı konulmuş hastaların yüzde 20-30′unda göz bo­zukluğu, yüzde 10-20’sinde böbrek bozukluğu, yüzde 30-40′ında hipertansi­yon, yüzde 50-80′inde kan yağı bozukluğu ve yüzde 80-90′ında ise orta çaplı da­mar hasarı komplikasyonları saptandığını belirtiyorlar.
Ayrıca yaşam boyu süren, kronik bir has­talık olan diyabet; öğrenildiği ilk dönemde kişilerde ruhsal ve sosyal sorunlar da yaratı­yor.

Şeker hastalarının hormonal değişikliğe neden olan stresten uzak durmaları gerektiğini vurgulayan uzmanlar, yapılan araştırmalarda bu hastalarda depresyona da­ha sıklıkla rastlandığını belirtiyorlar.

Diyabetin belirtileri:
*Sık idrara çıkma
*Ani kilo kaybı
*Ağız kuruluğu ve çok su içme
*Açlık ihtiyacının artması ve çok yeme isteği
*Ciltteki yaraların veya kesiklerin yavaş iyileşmesi
*Kuru ve kaşıntılı bir cilt
*Ellerde ve ayaklarda uyuşma
*Halsizlik ve aşırı yorgunluk
*Tekrarlayan enfeksiyonlar *Karıncalanma *Bulanık görme

Kimler diyabet riski altında ?
*Ailesinde diyabet hastalığı olanlar
*Şişman ve kilo fazlalığı olanlar
*Hareketsiz yaşantı sürenler
*Hamileliği sırasında kan şekeri yükselen­ler
*4 kilodan daha ağır bebek doğuran ka­dınlar
*Yüksek tansiyonlu hastalar
*Kan şekerini yükselten ilaç kullananlar
*Aşırı stres altında yaşayanlar

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Şeker hastalarına müjdeli haber

12/12/2008 · Kategori: Seker Hastaligi

Kol saati şeklindeki ağrısız şeker ölçüm cihazının satışı için ABD’de onay alındı. Ko­la takılan cihazın ciltle temas eden yüzeyine, 12 saatte bir değiştirilen ve cilde verdiği sı­vıyla küçük elektrik akımı gönderen bir parça takıldığı, kandaki glikoz miktarının, sıvı yardımıyla 20 dakikada bir ölçüldüğü, şekerin fazla çıkması durumunda aletin alarmının devreye girerek hastayı uyardığı açıklandı.

Şeker hastalarının yeni aletle, uykudayken bile şekerlerini kontrol edebilecekleri kayde­dildi. 12 saatte bir değiştirilen ölçüm parça­sının her birinin, 4-5 dolara satılacağı belirtildi. Reçeteyle 18 yaş ve üzerindeki şeker hastalarına satılabilecek cihazın da 400 dola­ra satılacağı açıklandı.

Yeni cihazın, her seferde parmaktan kan alınarak kullanılan şeker ölçme cihazına alternatif olacağı kaydedildi.

Ancak cihazın çok küçük şeker miktarını ölçmediği, sadece şekerin yüksek olduğu du­rumda hastayı bilgilendirdiği ve uyardığı da belirtildi.

Cihaz, kolu fazla terleyen hastalarda ölçüm yapamıyor.
Şeker cihazının, klinik denemelerinde, hastaların yüzde 50’sinin kolunda deri tahri­şine yol açtığı da belirlendi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::